YENİLE BİR DESTAN DİZDİM
BAŞLAMIŞI BAŞA YAZDIM
ÇOK MEMLEKET ÇOK YER GEZDİM
İLLA BAŞLAMIŞ BAŞLAMIŞ
Başlamış'ı ziyaret eden adı bilinmeyen bir aşığın köyümüzü çok sevdiği için yazmış olduğu dörtlük.
Önemli yemeklerimiz
1-Ekşili Çorba (eşgili çorba)
2-Toğga
3-Köy Tavuklu Döğme Pilavı
4-Patlıcan turşusu
5-İçli köfte
6-Börek çorbası
7-Çökelekli börek
8-Sarmaiçi (kısır)
9-Kömbe'dir.
Köyümüzde Kullanılan Atasözleri ve Beddualar
ATASÖZLERİ
Ana ile kızı çeneleşmiş,aklı eksik inanmış.
Ark altından tarla bağışlamak.
Aslı hu,nesli hu.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
At olupta kuyruk sallamak
Daş uzaktan gelmizmiş.
Delisi olmayanın ulusu olmaz.
Deveyi havudu ile yutmak.
Geldi kovulmaz, doğdu boğulmaz.
Değene taş gibi,değmeyene düş gibi.
Elden gelen öğün olmaz,o da vaktinde gelmez.
Emanetin bağrı yuka olurmuş.
Et,balık,kelle bunlar yenir elle.
Elin delisi olmaz, deli ocaktan gerek.
El ağzıyla çorba içenin ağzı yanar.
Ergene avrat boşaması kolay olur.
Eşşeği süren osuruğuna katlanır.
Fakiri döveceğine sırtını(elbisesini) yırt.
Gelin kaynana toprağına çekermiş.
Güzele yar,çirkine çor(hastalık) eksik olmazmış.
Göl yerinde su eksik olmaz.
Hem nalına,hem mıhına vurmak.
Isıracak it dişini göstermezmiş.
İmirin iti gibi koşturmak.
İnsanı,kayıran'da bir,çekip çenedini ayıran'da bir.
İte dalanacağına,çalyı dolan(Kötülükten,beladan uzak dur.)
İt ürer yel götürür.
İt'i anda taşı eline al.
Kavurganın kızanı sıçrar.
Kır atın yananda duran ya huyundan ya suyundan.
Köşger sevdiği gönü yedi kere yere vururmuş.
Kötü avrat dile yavuz,kötü bıçak ele yavuz.
Kuştan korkan darı ekmez.
Müstahak olmayan kafaya taş değmez
Oyun bilmeyen gelin yer dar dermiş.
Otu çekte köküne bak.
Saman altından su yürütmek.
Suyun yavaş akanından,insanın yere bakanından kork.
Söylesem söz, söylemesem içim dışım köz.
Üzüm üzüme baka baka kararır.
Var sarlanır, yok ta çullanır.
Ver yiyim,ört yatim.
Yel esmezse, çöp ıralanmaz.
Yiğidi öldür,hakkını inkar etme.
Yoldan giden yorulmaz.
BEDDUALAR
Adı batasıca.(Soyun kurusun)
Aptalın kestiğine muhtaç gidesice(Evlenemeyip bekar kalasın).
Ayacığın gırıla.
Azılı,bangış.(Domuz)
Boyuna boz ipler ölçesice.(Ölesice)
Canının epçiği uçasıca.
Cibilliyeti bozuk.(Soysuz)
Ciğerleren lapır lapır döküle.
Dili boğazına akasıca.
Elinin körü.(Bıktırıcı,usandırıcı bir azarlama sözü)
Gızzılgurt (Oh olsun,beter ol )
Irgıcığın ırıla.
Gannın görede,kucağın görmeye.
Gavurun keyişin çocuğu.
Karaltın koka emi.
Odun ocağın yana.
Parça pinçik olasıca.
Soyka çıkasıca (Bir insan öldüğünde üzerinden çıkan elbiseler)
Sürüm sürüm sürünesice
Töremiyesice. (Soyun kurusun)
Yanağra dutasıca.
Yüzünü yüğücüler yıkıyasın.(Ölesin)
Zıkkımın kökü.(Kızgınlık esnasanda söylenen bir söz.)
ÖZLÜ SÖZLER
-
Bilgiyi elde ettikten sonra halka söylemeyen, belletmeyen kişi,zengin olup da yoksul doyurmayan kimseye benzer.
-
Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bundan doğacak felaket azalmaz.
-
Dil, bir milletin en değerli malıdır.
-
Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.
-
Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.
-
Bizim dinimiz, milletİmize hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Tam tersine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin izzet ve şerefini korumalarını emrediyor
-
Barışta oğullar babalarını gömer,savaşta babalar oğullarını
-
Düşünceler güçle,top ve tüfekle asla öldürülemez.
-
Kim ilim arama yolunda olursa, cennet de onu arama yolunda olur.
-
Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
-
Allah ile olduktan sonra, ölüm de ömür de hoştur
-
Mazlumun bedduasından sakınınız. O dua ile Allah arasında perde yoktur.
-
İman iki eşit parçadır. Yarısı sabır, yarısı şükürdür.
KÖYÜMÜZÜN MEHMETLERİ
Yılışır gülmez Salihin Memmet
Davuldan meraklı Fehminin Memmet
İnadı zorlu güccük Memmet
Kıdemli bekçi Haceli Memmet
Yarım doktor Cündü Memmet
Burnu büyük bakkal Memmet
Yarım molla Aşık Memmet
İşten yılmaz Dede Memmet
Köyün hamalı Cırık Memmet
Matrak laflı topal Memmet
Yarım berber Eminecik Memmet
Üveyik kelleli Alacık Memmet
Küfürü zorlu Çoban Memmet
Kenandan meraklı Şevketin Memmet
Yanı pırtık Hacımulla Memmet
Hepsini rahmetle anıyoruz
BAŞLAMIŞ TA RAMAZAN BAYRAMI
Bayramdan birkaç gün önce evlerde genel bir temizlik ve kömbe yapılır.(Kömbe ramazan bayramlarında yöremizde yapılan,içinde çeşitli baharatlar bulunan susamılı ve tatlı bir çörek türüdür.Sitemiz resim galerisinde bulunan kömbe ise kıymalı olarak yapılan ve sacda pişirilen bir yemektir.) Erzin,Dörtyol,İskenderun, Osmaniye ve Adana'ya gidilerek çocuklara ve ev halkına yeni kıyafetler alınır,bu giysilere bayramlık denir.Arife günü tüm köy halkı mezarlığa gider,mezarlar temizlenir ve murt çalısı dikilerek dualar edilir.Bayram günü, erkekler Bayram namazına gider.Bayram namazından çıkanlar cami önünde sırıya girerek birbirleriyle bayramlaşırlar. Küçükler, büyüklerin elini öper, büyüklerin araya girmesi ile kırgınlar barışır. Bayram namazından dönüldükten sonra evdekiler sıra ile Baba’nın elini öperler, çocuklara harçlıkları verilir. Bir ay süren Orucun arkasından hazırlanan mükemmel bir kahvaltıyapılır.Köyümüzde,taze ve sıcak bazlama, çay, tereyağı, çökelek, yeşil zeytin,domates,salatalık yumurta,peynir,kaymak,gibi mevsimine göre sofrada yiyecek servisi yapılır.(Son günlerde kimse bazlama yapmaz oldu artık bakkaldan pide, somun ekmek almaya başladılar.) Eskilerde yer sofrasında kahvaltı ve yemek yenirken, günümüzde masada ve herkese ayrı tabak servisi yapılmaya başlandı. Kahvaltı sonrası önce yakın komşulara ve akrabalara bayramlaşmaya gidilir. Eve gelenlere mutlaka kömbe, çikolata,kola,meyve suyu şeker ve kolonya ikramında bulunulur.
KURBAN BAYRAMI
Kurban Bayramı öncesi kurban kesecek erkek ve kadın için Erzin,Dörtyol ve Osmaniye de açılan canlı hayvan pazarından yoğun bir pazarlık sonrası kurban alınır eve getirilir.Bayram öncesi komşularla birlikte yufka ekmekler yapılır.Ev halkına bayramlıklar alınır. Evde ve komşular içinde Kurban kesmeyi bilen yoksa, kurban kesmeyi bilen komşu ve akrabalara kestirilir. Eve getirilen kurban temizlenir, gerekiyorsa bir güzel yıkanır, yiyecek ve su verilir. Kesilen kurbanın derisi ve bağırsakları T.H.kurumana veya bir hayır kurumuna verilir. Arife günü mezarlıklar ziyaret edilir murt çalısı dikilir,dualar edilir.Arife gününden önce ev temizliği tamamlanır. Mahalli yemeklerden Dövme pilavı hazırlanır. Şeker, kolonya ve çikolata alınır. Elbiseler ütülenir. Erkekler berbere giderek saç ve sakal traşı olurlar.Bayram sabahı baba ve varsa erkek çocuk erkenden kalkar. Abdest alıp camiye giderler. Bayram namazı kılındıktan sonra cemaat ile ayrı ayrı bayramlaşılır. Büyüklerin elleri öpülür.küsler ve dargınlar barışır.
Evde ise hummalı bir faaliyet başlamıştır. Yataklar toplanmış, Kurban kesimi için hazırlıklar yapılır. İp bulunur, keskin bıçaklar, et için değişik ebatlarda tepsiler hazırlanır. Bir kova su ve Kurbanlık ise kesim yapılacak yere götürülür,genellikle evin bahçesi kesim için en uygun yerdir. Aile reisi camiden geldikten sonra bayramlaşılır. Kurban kesimi için yapılan hazırlıklar gözden geçirilir. Varsa, eksikler tamamlanır. Kurbanı keser ya da kesecek şahıs beklenir. Kısa sürede kurban kesilir, dağıtılacak et evin babannesi veya annesi tarafından hazırlanarak çocuklara dağıtılır. Sabah kahvaltı yapılmadığı için yoğun bir trafik başlamıştır. Bir yandan kebap için mangal hazırlanırken, bir yandan da taze ekmek, salata, soğan salatası (zerzevat) hazırlanır, kebap şişleri mangala sürülür ve bu yemek öğle vaktine kadar devam eder. Kadınlar bulaşıkları temizlerken, et ağırlıklı yemekler için çalışmalar yapılır.Bayramın birinci günü kurban kesilip işler bitirilirse mümkün olduğu kadar kısa ve çok yakınlara bayramlaşmaya gidilir. Asıl bayramlaşma ikinci günden itibaren yapılır.
EVLENME VE KIZ İSTEME ADETLERİ
Kız isteme
Başlamışta evlenme genellikle erkek çocuk askerden geldikten sonra olurdu. Evlenecek olan gence kimin kızını istediği sorulurdu. Genç evlenmeyi anne ve babasına açamaz,söyleyemezdi. En yakın arkadasına istediği kızı söylerdi. O da oğlanın anne ve babasına bildirirdi. Eğer münasip görülürse oraya kızı istemeye gidilir. Buna "Düğürcü" denir.Düğürcü gittikleri yeri kimseye bildirmezler,gizli tutarlardı. Şayet gizli tutulmazsa oğlanı ve kızı istemeyenler kızı ve oğlanı kötüleyebilirlerdi. Bu yüzden gizli tutulurdu.Oğlanın annesi ve yakını olan bir kaç kadınla başlarına bir çarşaf alarak (kadınlar gezmeye giderken baş çaputu, başörtüsü denilen bu çarsafı başlarına alırlar). Kız evine varırlar. Kız gözden geçirilerek incelenir. Hoş beşten sonra kahve içilir. Oğlanın annesi "Allah'ın emri, peygamberin kavli ile sizden yakınlık umuyoruz. Ağadan bir at istemeye geldik. Verirse biner gideriz, vermezse döner gideriz" diye açılır. Erkek tarafının bu isteğini bildirmesi üzerine kız tarafı da "Bir düşünüp danışalım, soralım" derler.Kız evi oğlanın ne iş yaptığını, nerede oturduğunu, evi olup olmadığını,çevredeki davranışlarını,içki,kumar gibi kötü alışkanlıkları olup olmadığını araştırırlardı. Kızın dagönlünün olup olmadığı ögrenilir. Yakın akrabalara danışılır, onların da görüşleri alınırdı. Kız zorla kimseye verilmezdi.Evlenmelerde genellikle sülâlelere önem verilirdi. Kızın hatırı sayılı ailedenolmasına özen gösterilirdi. Hem kızın, hem de erkeğin seçiminde iyi, güzel, çalışkan,hünerli, becerikli olması aranırdı.Birkaç gün sonra oğlanın annesi kız evinden cevap almaya gider. Kız eğer verilecekse "Erkek düğürcülerini gönderin." Vermeyeceklerde ise "Hiç düğürcü göndermeyin. Kısmetinizi başka yerde arayın." derlerdi. Vereceklerini anlayınca bir gece oğlanın babası, yakın akrabalarından ve çevreden hatırı sayılır kimselerden birkaç kişi kız evine giderlerdi. Kızı "Allah'ın emri, peygamberin kavli ile istenirdi. Kızı"Hayırlı olsun" diyerek verirlerdi. Kızın verilmesine söz kesimi denirdi. Oğlan evinden getirilen bir sandık lokum ve bisküvi dağıtılır ve yenirdi.Buna "şirincelik" denirdi.Artık günümüzde lokum ve bisküvi pek yenmemekte,onun yerine baklava yenmektedir. Lokum veya tatlı yakın akrabalara ve komşulara da dağıtılırdı. Böylece istenilen kızın verildiği çevreye duyurulmuş olurdu.Aradan bir iki hafta geçince kız evinin isteğine göre oğlan evinden kız evine bir iki tepsi baklava ve bunun yanında da kıza bir bohçada giyecek ve çeyizlik bez, iplik,bilezik gibi öteberi gelirdi. Bunları oğlanın yakın akrabaları getirirlerdi. Gelen tatlıdan bir tabak da oğlan evine gönderilirdi. Orada bulunanlar yerler ve kalanı da konu komşuya, yakın akrabalara dağıtılırdı.Oğlan evinden öteberi getirenler o gün öğle yemeğini kız evinde yerlerdi. Kız evinden kadınlara kenarı boncuklu ve oyalı örtü, çocuklara önlük, mendil verilirdi.
Nişan
Kızın sinisi geldikten sonra oğlan evinin zenginliğine göre bir veya iki ay sonra nişan yapılırdı. Nişan ekseriye Çarşamba günü öğle namazından evvel olurdu. Perşembe günü nişan yapılması uğurlu sayılmazdı.Nişandan bir gün evvel yakın akrabalar, komşular ve tanıdıklar nişana davet edilirlerdi. Eskiden "okuntu" olarak kahve, mendil, şeker, havlu, kibrit gibi hediyeler gönderilirdi.Şimdi okuntu yerine davetiye verilmektedir. Okuntuyu alan daha fazlası ile para veya hediye alarak nişana katkıda bulunurdu.(Okuntuyu genellikle köyden orta yaşlı ağzı laf yapan bir kadın dağatırdı.)Nişan günü kız evinde toplanarak kız süslenir ve şenlik yapılırdı. Oyunlar bitince oğlan evinin imkânlarına göre kıza altın bilezik, zincir, küpe, beşli, tokalı, saat gibi çesitli ziynet eşyaları takılırdı. Kıza takılan bu süs eşyalarına "takı" denirdi. Kızın çok yakın akrabalarına oğlan evinden hediye olarak elbiselik, gömlek vs. öteberi getirilirdi. Nişanda kız ve oğlan evinden gönderilen hediyeler bir "tellal"tarafından yüksek sesle "Oğlanın babasından bir çift bilezik." "Oğlanın anasından bir beşli darısı oğluna kızına...." diyerek bağırırdı.Köyümüzde eskiden bu çağırma işini rahmetli Darıcı Ayşe yapardı.Nişanda bir konuşma yapılarak kız ile oğlana nişan yüzükleri takılırdı. Nişanda takılan ve gelen öteberileri söyleyen tellal kadına da kız evinden bir örtü verilirdi.Nişanda biriken paralar ortaklaşa harcanırdı. Yarısı kız tarafına, yarısı oğlan tarafına verilirdi.Nişandan sonra oğlan evinden gelenlere kız evinden yemek verilirdi. Yemekten sonra herkes evine giderdi. Nişandan birkaç gün sonra kız evinden oğlan evine bir bohçada oğlanın annesine, babasına ve kardeşlerine hediye giderdi.Düğün olana kadar da oğlan evi her bayramda kız evini ziyaret ederek hediyelik ve çeyizlik eşyalar götürürlerdi.Bilhassa kurban bayramlarında gelinliğe bir kurbanlık getirilirdi. Onun için de bir an önce düğün yapmak isterlerdi.Eskiden nişanlı durmak 2-3 aydan, bir iki yıla kadar sürerdi. Nişanlılık devresinde kız ile oğlan birbirini görmemek zorundadırlar. Kız ailesinin şiddetinden korkulurdu. Bununlar beraber kız hanesi kadınlarının yardımı ile nişanlılar gizlice buluşturulurlardı. Bir nişan bozuldugu zaman kızın namusu bozulmuş ve evlilik şansını kaybetmiş sayılırdı.Nişandan sonra düğün hazırlıkları başlardı. Aslında kız için hazırlık doğumu ile başlardı. Kız büyüdükçe namaz seccadesi, halı, kilim, örtü, oya, nakış gibi çeyizler hazırlanırdı.Günümüzde artık nişan pek yapılmaz oldu.
Evlenme (Düğün)
Nişandan sonra her iki taraf da dügün hazırlıklarına baslarlardı.Başlamış ve çevresinde nişan ve düğünler genellikle portakal ve ekin hasadının sonunda yapılırdı.Günümüzde insanlar hesabını kitabını yaparak yılın her zamanında düğün yapmaktadırlar. Düğün tarihini kız evi ile oğlan evi birlikte kararlaştırırlardı. Düğünden önce resmi nikâh yaptırılırdı. Düğünler (eskiden çarsamba günü başlar, Perşembe günü sona ererdi). Pazar günü yapılır. Düğün olacağı hafta Cuma günü öğleden sonra davul gelir ve devamlı oğlan evinde çalardı.(Eskiden Başlamış taki davullu düğünlerde davulu aptal Hösüün(Hüseyin) ve çocuklar çalardı. Cumartesi günü öğleyin evin önündeki bir ağaca bayrak asılırdı.Bayrağın tepesine de bir soğan dikilirdi. Gençler soğanı düşürmek için tüfek ve tabancayla ateş ederlerdi. Kim soğanı düşürürşe ona hediye olarak bir yeni işlemeli mendil veya havlu verilirdi.Bayraktan sonra düğün yemeği verilir.Düğünlerde Cumartesi gününe "kına günü" denirdi. Cumartesi günü öğleden sonra oğlan evinden kadınlar kız evine deplek (darbuka) çalarak gündüz kınasına giderlerdi.Giderken de yine kız evine, bir tepside kıza giyecek öteberi götürürlerdi.Orada oyunlar oynanır, şenlikler yapılırdı.Akşam yine kız evine gece kınasına gidilirdi. Yine kız evinde oyunlar oynanır, şenlikler yapılırdı.Sonra oğlan evinden gelen çerezler dağıtılır ve yenir, eline kına vurulurdu.Kına yakılırken şu ağıtlar söylenirdi:
Kınayı getir ane
Parmağın batır ane
Bu gece misafirem
Koynunda yatır ane
Sıra sıra sögütler
Kızlar birbirini ögütler
İzin verin yigitler
Kına yakmaya geldik.
Sıra sıra andızlar
Çift geziyor yıldızlar
Biz kınayı yakıcık
izin verin ey kızlar.
Oğlan evinde erkekler toplanır, eğlenirler. Bu eğlenceler kimi zaman içkili olurdu. Oğlan evinde misafirlere yemek verilirdi. Davulla beraber oynanır, halay çekilirdi. Genellikle Halebi, kaba, üç ayak,ağır halay, dağlı, kartal oyunu, Kırıkhan üç ayağı,şirvani veya milli oyunlar oynarlardı.Günümüzde davullu dügünler az yapılır oldu,salon düğünleri artmaya başladı.Köyümüzde düğünlerde en iyi halayı Rıfat VURAL (Urufe-merhum) İlyas Yücel(Ötlek İlyas -merhum) Ökkeş KOCAOĞLU (Kocaoğlan) Ökkeş COŞKUN (Çot Ökkeş) İrfan ÖZTÜRK (Oklu-merhum) Hasan KALLİ(Galli Hasan-merhum) Mehmet CENGİZ (Danaboruk) çekirdi.Hasan ÖZGÜVEN(Hasan paşa) iyi lorke oynar,Selahattin EKER(Havıs Selahattin) güzel türkü söylerdi. Eğlenceler sabaha kadar devam ederdi.Pazar günü öğleyin oğlan evinde düğün yemegi verilirdi. (Mevlit okutulurdu.) Hediyeler düğün evine, para ise damat ile babasına verilirdi. Damat bir berber tarafından traş edilirdi(Buna damat tıraşı denirdi.). Öğleden sonra gelini almak üzere kız evine taksi, kamyon ve otobüslerle gidilirdi.Düğün alayında oynayan, halay çeken gençlere, davul ve zurnacıya mendil dağıtılırdı. Ayrıca gelinin taksisine ipek bezden yazma bağlanırdı. Diğer taksilere renkli eşarplar ve havlular bağlanırdı. Kız evinde oğlan evinden gelen gençler halay çeker ve çeşitli türküler söylerlerdi. Bu türkülerden bazıları:
Dama vurdum bir depik
Damın direği kepik
Kız ben seni alırım
Korkarım eller öpük
Gelinin çeyizleri kamyon veya kamyonet üstüne yüklenirdi.Gelin evden çıkmadan erkek kardeşi kırmızı bir kuşağı beline bağlar,erkek kardeşi yoksa amcasının oğlu,oda yoksa amcası veya dayısı kuşağını bağlar. Gelini kızın babası, kardeşi veya emmisi taksiye bindirirdi. Gelin arabasına damat, damadınbabası, görümce, gelinin kız kardeşi binerdi. Gelin arabaya alkışlarla bindirilirdi. Gelin arabası uzak yollardan gezdirilerek götürülürdü. Bir fotografçıda topluca düğün hatıra resimleri çektirilirdi. Gelin eve gelince kaynanası tarafından taksinin üzerine bir tabak dolusu buğday, şeker ve bozuk para serpilirdi. Bunun anlamı; gelinin geldiği senenin bereketli mahsul vermesi isteği içindir. Daha sonra sağdıç veya bir tellal tarafından geline ve damada para yardımı ve mal bağışında bulunulurdu. "Kaynanadan geline bir inek,kayınbabadan iki dönüm bahçe,tarla.... gibi).Gelini taksiden güveyi indirir.Gelin arabadan indirilirken gelin ya da damat birbirlerinin ayaklarına basmak isterler. Hangisi önce basarsa evde onun sözünün geçeceğine inanılırdı.Gelin taksiden indiğinde elindeki kolonya şişesini etraftakilerin üzerine serper,daha sora bu şişe kırılırdı. Bu da gelinin kazasız,belasız eve geldiği içindir. Gelin arabadan indirildiğinde oğlanın babası, annesi ve diğer yakınları tarafından çesitli para ve mal bağışında bulunurlardı.Gelin odaya
alınırken, kaynana kapı önünde durarak gelini damadın kollarının arasından geçmesini sağlamaktır. Bunun anlamı da; gelinin o aileye yakın olması ve iyi geçinmesini istemektir. Ayrıca gelin de bir avuç dolusu hamuru kapıya yapıştırır. Bu da gelinin eve hamur gibi yapışması, bağlı olması içindir.Gelin içeri girer. Gelen misafirler dügün sahiplerini hayırlı olsun dileklerini iletirler ve dağılırlar.Kadınlar gider içeriden gelini alıp getirirler ve bir duvara dayarlar.Gelin geldiği zaman fakir bir ailenin çocuğuna gelinin işlemis olduğu süslü bir yastık verilirdi. Genç o yastıkla damada, sağdıca ve akrabalarının bellerine, kollarına,başlarına vurur. Onlar da o çocuga bahşiş para verirlerdi.O akşam geline çocuğunun çok olması için yumurta kavurması yedirilirdi. imam gelir ve dini nikah kıyılırdı. Gelin ile damat iki rekat namaz kılarlardı. Evlendikten birkaç ay sonra da resmi
belediye nikahı yaptırılırdı.Şimdi düğün yapılmadan önce resmi nikah yapılmaktadır. Pazartesi günü güveyi erkenden kalkardı. Hiç kimseye görünmeden şehre giderdi. Akşam eve gelirken "yastık çerezi" tabir edilen bir miktar yiyecek çerez getirirdi.Pazartesi günü gelinin başı bağlanır, yine eğlendirdi. Gelinin çeyizleri bir gün serili kalırdı. Gelen genç kızlar bu çeyizlere bakarlardı. (Bazı yerlerde ise kadınlar mevlüt okur, geline para hediyeleri verirlerdi).Aradan bir hafta geçtikten sonra gelin kocası ile beraber baba evine el öpmeye giderlerdi. O gün damada genellikle kızartılmış tavuk eti yedirilirdi.Daha sonra yakın akrabalar gelin ve damadı yemeğe davet ederler. Aradan birkaç ay geçince de gelin-kaynana geçimsizligi başlar. Bu yüzden bir senelik evlilerin anne ve babalarından ayrıldığına sık sık rastlanılır oldu.Günümüzde yeni evlenenler hiç anne-babasıyla oturmadan ayrı ev açmaktadırlar.
*Köyümüz büyükleri Semiha Atilla,Mediha İREN,Hatice ÇOT(merhum),Hüseyin GEÇER (Merhum),Muhammed COŞKUN (merhum) ve (merhum) Ali CAN 'a katkılarından dolayı teşekkür ederiz.
İLGİNÇ OLAYLAR
* 1965 yılında köyümüze Birleşmiş milletler görevlisi iki Amerikalı karı koca geldi,iki yıl kadar kaldılar.Şu anda yıkılmış olan Keskin'in kızının evini kiraladılar.Erkeğin ismi Can,karsı Maykıl dı.Köye bir kütüpane açtılar,kütüphene şuan eski caminin karşısandaki bakkalın bulunduğu yerdeydi.Ne gaye ile geldiklerini köyün yaşlılarından Teke Hüseyin daha iyi bildiğini sanıyorum.
* 1966-67-68-69 yıllaraında ilk okulda öğrencilere birleşmiş milletlerin gönderdiği süt tozu ve ekmeğe sürülmüş margarin dağıtılırdı.Okulda büyük bir teşt vardı her gün belirli saatte o teşt'e süt tozu dökülür suyla kaynatıkdıktan sonra 5.sınıf öğrencilerince dağıtılırdı.Margarin teneke kutularda sarı renkli ve üzerinde birleşmiş milletler logosu vardı.Yani şu anki ilk öğretim öğrencilerinin beslenmesi gibi,beslenme yapılırdı.
* Demirçelik fabrika servis otobüsleri ile öğrencilerin okula gitmeleri.
* Erzin’ e Liseye giden öğrencilerin kışın üşümemek için durakta ateş yakarak araç beklemeleri.
* Ramazan bayramlarında tüm köy halkının çörek(Kömbe) yapması.
* Kurban ve Ramazan bayramı arefelerinde köy halkının mezarlığı ziyaretine gittiklerinde, tüm mezarlara murt çalısı (yaban mersini dalları) dikmeleri.
* Köyümüz İçme ve Ilıcasına (Kaplıcalara ) gelen ziyaretçilerden toprakbastı parası alınması.
ÖNEMLİ OLAYLAR
* 1964 yılında köyümüze eski caminin yanında bulunan kuran kursu olarak kullanılan yere Demircilik ve Marangozluk kursları açıldı.Kurs dört beş yıl devam etti,o zamanın geçleri bu kurslara katıldılar.Her kursun bir hocası vardı.Demirci hocası Aydın'lı,marangoz hocası Diyarbakırlı idi.Demircilik kursuna katılanlardan Gazi ASLANKURT köyümüzde mesleğini sürdürmektedir.
* 1973 yılında köyümüze elektirik bağlandı.O zamanın yetkilileri köyümüzden bir çocuğun eline gaz lambası verdi ve elektirik idaresi görevlisi trafodan şalteri indirince, çocuk gaz lambasını kırdı.
* 1974 yılı Kıbrıs barış harekatı sırasında köyümüzde karartma uygulandı.
*1974 yılında Kıbrıs barış harekatında Kocatepe muhribimiz Yunan gemisi zannı ile bizim uçaklarımız tarafından vurulup tam isabet alarak kısa sürede batar. 54 denizcimiz ölmüş çok sayıda denizcimiz yaralanmış ve denize saçılmıştır. 3 gün sonra o sırada Akdeniz de bulunan İsrail ve İngiliz bahriye gemileri denizdeki yaralılarımızı gemilerine almışlardır.Denize düşüp 3 gün denizde kalanlar arasında Mehmet ÖZTÜRK (Berberin Mehmet) de bulunmaktadır.Mehmet ÖZTÜRK yaralı olarak Mersin limanına getirilmiştir.
* 1975 yılında köyümüzün yolları asfaltlandı.
* 1976 yılında köyümüze kar yağdı,tüm köy halkı portakal bahçelerine giderek ağaçların üzerindeki karları temizledi. Aşağıdaki resim o yıl çekilmiştir.Resmi çeken Erdal ASLANKURT'tur.Resimdekiler: Ö.Remzi İREN,Mehmet ALPASLAN,Yusuf ÇOT,Sinan COŞKUN ve Hamdi GEÇER
* 1979 yılında Erzin belediyesi köyümüzün bahçelerini sulayan yayalarımızdaki suyu Burnaz plajına götürmek istedi.Köy halkı Traktörlere binerek belediyenin yayladaki suyu almak için kazdırdığı su borusu kanallarını kapattı.Erzine giden içme suyunu kestiler,Erzinli hemşehrilerimiz 15 gün içme sularını köyümüzden götürdüler.
* 1981 yılında köye telefon geldi.Santral rahmetli terzi Mehmet'in dükkanına konuldu.Köy halknın çoğu abone alana kadar terzi Mehmet santral memurluğu yaptı.
* 1985 yılında kuraklık oldu,Ahmet BİÇER öncülüğünde” MODU MODU “yapıldı.Modu modu eski bir gelenektir.
“Modu Modu Çağırmak “ bazı yörelerde de görülen yağmur duası uygulaması eskiden yaygındı. Nisan - Mayıs ayları kurak giderse yaşlılar bu törene öncülük eder. Çocuklar ve gençler gündüzden bir korkuluk hazırlar, eski giysilerle donatır. Karanlık basınca tören başlar. Korkuluk, bir sırığın ucuna bağlanır. Evlerden torbalarla yiyecek toplanır.Herkesin bir araya gelmesiyle korkuluk havaya kaldırılır. Her evin kapısında
“ Modu ! Modu !
Anan kimden doğdu
Bir kaşık sudan doğdu
Ver Allah’ım ver
Kırk gün yağmur
Elli gün çamur “
diye bağırılır. Bağırışı duyup, evden çıkanlar korkuluğa bir su döker, yağ, bulgur, un gibi yiyecekler verir. Ertesi gün tarlalığa gidilir toplananlar pişirilir. Yemekler taş üstüne dökülerek elle yenir. Sonra gençlerden en deneyimlisi bir taş alarak, arkasına bakmadan köye yürür, öbürleri onu izler.Tarladan alınan taş bir kuyu ya da akarsuya atıldıktan sonra evlere dönülür.
* 1987 yılında köyümüze ortaokul açıldı.
* 1987 yılında köye kar yağdı.
* 1988-88 yıları arasında köy gençleri voleybol’a merek sarınca,köye 3 tane voleybol sahası yapıldı.
* 1988 yılında köyümüz insanlarından bazıları Hasançayı kenarına yazlık ev temelleri attı, ama hiç kimse de yapmadı.
* 1993 yılında köyümüzdeki orta okulun açılışına vali geleceği için tüm duvarlar beyaza boyandı.
* 1993 yılında arsasının Mustafa COŞKUN'un bağışladığı yeni cami hizmete açıldı.
* 2005 Yılında türk telekom köyün telefon şebekesini yet altına döşedi.
* 2006 yılında köyümüz yollarının bir bölümü parke taşı kaplandı.
* 15.03.2009 günü köye kar yağdı,bütün köy beyaz bir örtüye büründü.
* Mayıs 2009 da boş bulunan köy meydanına çocuk parkı yapıldı.Sığırınönüne kondüsyon aletleri yapıldı.
* 2010 yılında mezarlıktan ilköğretim okuluna kadar yol parke taşı döşendi.Mezarlığa ve muhtarlık yanına kapalı bölüm yapıldı.
AĞIT
Ahmed’in giydiği heril
Ben yanarım harıl harıl Öldürmüşleryiğidimi
Ben yanarım harıl harıl
Yol üstünde goca çınar Oğlum getti yadellere
Donu gişmiş emir gibi Beni verdi azgın sele
Nişanlımla ben yanarım Düya umruda değil
Oda yansın benim gibi Gıyamatlar gopsa bile
Gapısında açmış çiçek Nolur çifliğe varışın
Gak yiğit yayliye göçek Ben ağlayıp sen gülüşün
Bende seni everirim Hacı sana ardağlama
Çatal davıl çatal köçek Çatal ineğin ölmüş
Nedim ben elin gızı Güccük çaylı böyük çaylı
Sokunmam gülü nergizi Ali oğlumun başı bağlı
Angara’dan istemişler Anasıda geln diye
Seninnen ikimizi Zilfleri tel tel bağlı
Yücede olur suyun gözü Ne deyimde söyleyin
Zembelekten acı sözü Ölü benden olmayasın
Öldüğüne yanmam amma Arap eli tükenirmi
Yetim galır oğlu gızı Beşer beşer ölmeyenen
İstanbul’dan gelen ferman Gapımızın önü incir
Dizlerimde yoktur derman İncire vurullar zencir
Eğer herifim sağ gelseydi Usul endirin hacımı
Keseceğidim çifte gurban Belki biyeri incir
Ahmed’in geydiği artlaz Kele garı kele garı
Artlaz’a igneler batmaz Duydunmu bize olanı
Babam evi gabul etmez Bıldırkı verdiğin bedda
Yekin goç yiğidim yekin Geldi dolanı dolanı
Yiğidi ölmeyen yerinmesin Emeklerim emeklerim
Yiğidi ölmeyen gemlisin Dizim dizim ineklerim
Zor olur evlat acısı Nolur eller sağaydı
Dövünür çifte bacısı Gara gözlü ineklerim
Gapısında goca çardak Enginli üceli dağlar
Yayılır gaznan ördek Garı erir suyu çalar
Nişanlımda hasta deyi Senin analığın batsın
Yiğidimde salmış bardak Ana olan böylemi alar
Gül ağacım budanmış Boy gibi gapıt dakılı
Gülü gonca açsın diye Üstüne atkı atılı
Ödürmüşler yiğidimi Nasıl gıymış mevlam buna
Ocağı batsın deyi Sanki bağa dölü yapılı
Engin depe yüce depe Gapımızda gara beli
Bende geldip gopa gopa Dökğldü buyday dalı
Yiğit oğlum çok ağlıyor Üç gardaşım yesir getti
Göz yaşını döke döke İkiirbehem bir ali
Mendilinde beş on erik
Nerden yedin kurşun erik
Çommanların oraya varır varmaz
Hacı’da yiğidimi vuruk
MANİ
Alimin öküzleri kara kara gözleri
Alim bana bakmıyor öküzleri satmıyor
Sen ağ ben ağ bu ineği kim sağa
Patlıcanı haşladım
Doğramaya başladım
Sen aklıma düşünce
Ağlamaya başladım
Yılana bak yılana
Geliyor dolana dolana
Ben…..kaybettim
Bin altın bulana
Kara biber şak şak
Küstüysen barışak
Aramızda dağlar var
Mektupla konuşak
Mendilim ipek
Ortası benek
Benim sevdiğim
Nur yüzlü melek
Anonim
Derleyen Olcay ÇOT'a teşekkür ederiz.
KARAR VERDİM
Karar Verdim Cesur Olmaya Kendimi Sorgulamaya
Dürüst Olmaya Doğru Cevaplar Vermeye
Karar Verdim Kendime Yaslanmaya Sonuna Kadar
Ayakta Durmaya Dimdik Ve Kararlı
Karar Verdim Hatalarımı Görmeye Suçlarımı Kabullenmeye
Ve Kendimi Affetmeye
Karar Verdim Hedefime Doğru Gitmeye
Engelleri Aşmaya Kendime Güvenmeye
Karar Verdim Kendi Kararlarımı Almaya
Kararlarımda Kararlı Olmaya
Kararlarımla Kaderimi Belirlemeye
Kara Verdim Ben Sonuna Kadar
Kararla Yoluma Devam Etmeye...
Tereddüt Etmeden Pişman Olmadan
Söylenenlere Aldırmadan Yürümeye,Sonuna Kadar
Peki Ya Sen...
Hicret KALLİ
HAYAL
Bir hayalim var kimsenin bilmediği,bilmesini istemediğim
Belki de zamanı değil diye söyleyemediğim
Bir hayalim var bütün engelleri aştıran,
Aşıldıkça yaklaştıran,yaklaştıkça heycanlandıran
Bir hayalim var herkesinkinden farklı,
Farklı olduğu kadar zorlu,gerçekleşince mutlu sonlu
Bir hayalim var kuş olup uçmak gibi diyardan diyara
Sonra gitmek,hiç gelmemiş gibi buralara
Bir hayalim var herkesin olduğu gibi,her zaman olduğu gibi,
Ve hep olacağı gibi,
Bir hayalim var bütün bütün hayallerimin gerçek olması gibi...
Hicret KALLİ
DÖRT HALİFE
Sayalım dört Halifeyi
Örnek olsun bize deyi
İçelim cennette meyi
Dört halifenin izinde
Ebubekir,Ömer,Osman,Ali
Bu dört insan yıldız misali
Diyorlar ki Dünya fani
Olun Allah’ın izinde
Kayınpeder Ebubekir
Sıddık olan kardeşidir
Hicrette can yoldaşıdır
O hep Resulün izinde
Ömer Adalet timsali
Güneşi soldurur hali
Keskindir kılıç misali
Hak ve adalet izinde
Osman bir kadifedir
Güzel üslup hedefidir
Ali onun halefidir
Sabır,sebatın izinde
Ali damat ,amca oğlu
Oldu onun hep sağ kolu
Gösterdiler doğru yolu
İmam Ali onun izinde
Allah nasip etsin bize
Komşular olalım size
Ulaşır insan Firdevse
Bu yıldızların izinde
Hamdi GEÇER
Başlamış-05.01.2008
HÜZÜN MISRALARI
Talan olmuş İslam Coğrafyası, Tarumar yüreklerimiz.
Ağlamaktan bir damla yaş kalmadı, kurudu göz pınarlarımız
Boğuldu Yeşermeden, Hoyrat ellerce boğazımızda hayallerimiz.
Gözyaşı oldu hüzünlü hülyalar, yaşla doldu yanan yüreklerimiz.
Melül Mahzun Rumeli, yetim Anadolu ve yitik ülke Balkanlar
Boynu bükük Kudüs, Ötelere yolculuğun kapısı, İlk kıblemiz Mescidi Aksa
Tir tir titriyor yüreklerimiz ve içimizden kopup gelen boğuk çığlıklar;
Diyor ki: Ey ALLAH’ ım nerede? Selahattinler,Beyazidler,Süleymanlar
Hissediyorum. Orada, taa uzakta, Endülüs’te, üşüyen bir mescit var.
Kimsesiz, Terkedilmiş, onda artık bağlanmıyor omuz omuza saflar.
Kulaklarımıza fısıldıyor, rüzgârla dile gelen yapraklar;
Ve bize şöyle diyorlar: Yine gelsin ve yaksın gemileri Tarık bin Ziyadlar.
Ve sen ey ! yitik ülkelerin Yetim Ümmeti,
Kupkuru kalmış, çölleşmiş yüreklerde açmayı bekleyen nazlı çiçek
Sabırla bekle. Özlemin elbette bir gün bitecek, bu acılar dinecek;
Sevgiye, kardeşliğe ve esenliğe susamış o gönüllerden,
Yol bulup Ebubekir sıddıklar geçecek.
Üzülme, varsın izini sürsün devrin Sürakaları
Senin ikincin Allah olsun. Sakın korkma, onu zikretsin kalbinin dili,
Emin ol. Örümcek ağları, titreyen kanaryalar koruyacaklar seni.
Ey ! dilsiz coğrafya, yağmura hasret kalmış iklim,
Yakılmış ateşini söndürecek yağmur yoksa,
Öyleyse sen, olmaya bak İbrahim.
Sakın bahane arama, Allahlı ol, o yolda ona dayan.
Su olmasa da, susuz çölde boğulacak,Musa olmayan.
Lal olmuş diller! prangalı ise lisan;
Olsun ne gam, yüreği ile konuşur kardeşiyle insan.
Eğer kalmamış göz nuru, kapanmış olsa da gözler;
Yüreğin ne güne duruyor? Onunla bakmasını öğren.
Allah’ın dinine dışarı, dışarı, diyenlerin sonu olmaktır epter;
Müslümanların ise parmakları arasından akacak o güzelim Kevser.
HAMDİ GEÇER
Başlamış Köyü–2008
BAŞLAMIŞ
Başlamışlı Akdeniz Çukurova
Hatay ili Erzin de Gavur dağı eteği
Başlamış benim elim
Yetişmese de elim
Orman içi bahçeler
Çeşit çeşit meyveler
Güzellikler sevgiler
İncir Zeytin portakal
Mis kokulu böğürtlen
Yok edilmemiş hala
Tiryakilik yaratan
Doğal mis kokuları
İnsanlar baş eğmedi
Çağdaş mekanizmaya
Yaşadılar hep doğal Güzellikler içinde
Doğanın ortasında Çok güzel Ilıcası
Acı suyu İçmesi
Olur Dertlere çare
Zor gelse de içmesi
Dayım teyzem ve ablam
Sevgi dolu yüreğiyle
Kalbimizde her zaman
İbrahim Ünal Babamız
Nice bir çok akraba
Mezarlarında yatar
Derin huzur içinde
Ne kadar çok isterdim Yaşamalıydım ben de
Sonsuz huzur içinde
O güzelim köyümde
Verin artık ne olur
Bana bu hasretimi
İskenderun;27 Ekim2009
TayfurIŞIKOĞLU
DOĞALA ÖZLEM
Sakin bir sokaktasın Yavaş adımlarla yürüyorsun
Tek duyduğun nefesin Birde adım seslerin
Güneş cılız ışıklarıyla Hissettireyor ılıklığını
Hafif bir rüzgar esintsi Okşuyor yanaklarını
Tebessüm oluyor bu zerafete teşekkürün
Gözlerin parlıyor mutlusun bir bakışta anlaşılıyor
Hala yürüyorsun biraz yalpalayarak
Biraz sallanarak hemde yolun ortasından,
Yeni açmış çiçek kokularını nefesini tutacakmış gibi
Derin derin içine çekiyorsun her çektiğin nefeste
Daha hoş kokular geliyor Bütün benliğinle hissediyorsun
Düşüncelerine ara veriyorsun anlatılmaz yaşanır sende biliyorsun
Ömründe görmediğin kadar yeşil görüyorsun
Gözlerine inancını yitiriyorsun açık koyu her tonda
Bakmak daha hırslandırıyor gözlerini biran duruyorsun kıpırdamaksızın
Film şeridi hayatında ilk kez durmayı yeğliyorsun
Bir yeşil takılıyor gözüne yüreğin cıs ediyor
Bu yeşil diyorsun son vedaların kalkışında
Ne bir elin ne bir mendilin sallandığı geminin rengi diyorsun
Bir ses düşüncelerini bölüyor bir araç hızla geçerken
Görüntü kirliliği diyorsun İçinden tekerlek izlerine göz ucuyla bakıp
Yakıştıramıyorsun yürüdüğün yola hayatın boyunca aşina olduğun
Vazgeçilmezin olan bu görüntü ve ses rahatsız ediyor seni
Gözden kayboluyor araç kalıyorsun kendinle ıssız yolda
Çok sanşlı hissediyorsun kendini özel ve biricik
Her şey senin içinmiş gibi geliyor
Tamda sen ,başkaları için bir koro bu bir orkestra diyorsun içinde
Saklı duygular isyan ediyor sanki canlanıyorsun
Bir ifadesizlik oluyor bir belirsizlik çehrende
Can kulağıyla hareketsiz vaziyette dinliyorsun
Bu mükemmel bir okadar da doğal nota Her çalınışında
Daha minnettar oluyorsun duyma nimetin için ayağa kalkıyorsun
İhtişamlı dağlara gökyüzüne akan sulara bakıyorsun
Her açıdan görmek istiyorsun dönmeye başlıyorsun
Dönmeye Ve gördüklreini en derinlerine gömmeye
Biran dönmeyi bırakıyorsun bakmayı,
Duymayı.koklamayı bir sesle irkiliyorsun kulaklarını tırmalıyor
Kaşlarını çatıyorsun yapmaçık bir melodi hala devam ediyor
Soluğunu tutuyorsun gözlerini açıyorsun mavi tavana bakıyorsun
Masmavi tavana fıstık yeşili çarşafını kaldırıp doğruluyorsun
Ses hala duyuluyor telefonmuş diyorsun
Alarmı kapatıp perdeyi aralıyorsun soluk bir gün güneş
Çabalıyor bulutların arkasından bir gün daha diyorsun
Bir gün daha uyanıkken kabus görmek için gözlerimi açtım
Soruyorsun kendine rüya diye mi bu kadar güzel
Yoksa monoton hayatımdan farklı diye mi ?
16.Nisan2010
Hicret KALLİ
Köyümüz şairlerinden Mehmet Ali ÖZGÜVEN'in Anne ve Yaralı Kalp şiirlerini bizimle paylaştı, bağlantılara tıklayarak dinleyebilirsiniz.
ESKİ BAHAR
Eski bahar ettik baharın narına ahu zar
Değdi BAŞLAMIŞ ın havasına nazar
Efkarlı bulutlar ufuktan sırıttılar
Baharın havasını kışa yazdılar
Bir adım ötesi efsunlu bir sis
Karabasan gibi çöktü geceye teklifsiz davetsiz
Bahar müjdecisi kuşlar Felaket tellali oldular elçiye zeval olmaz
Lakin onlarada Kelimeler sitemkar nota nota
Toprakla Buluştu yağmurlar her damlada
Besteyi tamamladılar en tenhalarında bile
Başlamış ın mıntıka temizliğini yaptılar
Küflü yüreklere Bahar kaç yazar
Biraz yağmur,rutubet Romatizmalı dizler sızlar
Nankör dillerde şükürden çok şikayet kelimeleri var
Ufuklar pencereler Kadar dar
İnkar etmiyorum geçmişe özlemem Var
Merak ediyorum Ne oldu böyle MEVSİMLER DEĞİŞECEK KADAR
Hicret KALLİ
09.06.2010